Enayilik kültürü ve kapitalizm

· by Gürkan · Read in about 3 min · (492 Words)




Yaklaşık 2 yıldır Almanya'da çalışıyorum. Burada yavaş yavaş daha da çok farkına vardığım, giderek de (Avrupai yöntemi) benimsediğim bir konu üzerine yazmak istedim: Kültürün iş yaşamına etkisi.

Türkiye'de birçok kişi için mesai ücreti ödemeyen (buna rağmen "işlerin yetişmesi lazım, elimizi taşın altına koyalım" vb. geyikleri ağzından düşürmeyen) manager/patron gayet bilindik bir olgu. Bunun tabii ki temelde çalışan haklarıyla ilgisi var, ancak çoğu kişi bunların kendi hakkı olduğunu bilmesine rağmen, kraldan çok kralcı olmayı "seviyor". Seviyor diyorum çünkü bu mesele bana göre (milliyetçilik, dindarlık gibi) kültürel olarak yoğrularak insanların benimsediği bir konu haline dönüşmüş durumda.

Bu sadece Türkiye veya Orta Doğu'ya özgü değil, Japonya gibi ülkelerde de incelenen bir konu. Yıllık izin hakkının tamamını kullanmanın ayıp olduğunu düşünen kültürler vs.

Bunun altında yatan ideoloji gerçekten ilgimi çekiyor. Çünkü bu konunun bir bacağı bahsettiğimiz tüm kültürlerin arasındaki temel farklardan birine de dayanıyor: Bireyin değeri.
Batı kültüründe kapitalizmin destekler gibi göründüğü (halbuki sadece işine gelince kullandığı) "sen bir bireysin, özgürsün" temasının, çalışan haklarına zamanla yavaş yavaş eklettiği kazanımlar sayesinde, bugün yarım saatlik ek mesai yaptığımda bile hiç sorulmadan mesai ücreti ödeniyor. Bunu destekleyen hem (yasal yaptırımlardan dolayı) şirketin kendisi, hem (kendini kral, "altındakileri" de köle olarak görmeyen) yöneticinin çalışanına verdiği değer, hem de iş arkadaşlarının (bunun normalize edilmesine karşı) gösterdiği tutum.
Ayrıca bilgi yoğun sektörlerde istihdam oranının daha fazla olmasından dolayı şirketlerin "ben bu kadar vasıflı birini kolay bulamam" korkusu veya işçi pazarındaki (devletin kontrolünde olması gereken) arz/talep oranının daha düzgün olması sebebiyle çalışanların "burada hakkım yeniyor, daha iyi bir yer buldum, hoşçakalın" deme olasılığı da bu durumu destekliyor.

Farklı kültürlerin bu konuya yaklaşımı da farklı olduğu için, kapitalizmin her defasında kendini güçlendirecek bir sebep bulması da şaşırtıcı değil. Misal Türkiye'de özgüven eksikliğinin "buradan çıkarılırsam ne halt edeceğim" veya açgözlülüğün "şefin gözüne gireyim, sene sonu değerlendirmede maaşa %2 daha ekletebilirim" gibi düşüncelere yol açması bu sonucu doğururken; Uzak Doğu'da "iş arkadaşlarım bana ne der" veya "kendime değil, topluma faydalı olmalıyım" baskısı ile yine gülen taraf aynı oluyor.

Bu durumun değişeceğine dair umut ışığı yok mu, tabii ki var. Uzun süredir yasal olarak zorunlu olan ama umursanmayan ek mesai ücreti, maaşı elden verip "sigortayı düşükten yatırma" gibi saçmalıklar son zamanlarda daha fazla kişinin haklarını savunmasından dolayı bunları yapan firmalara hatrı sayılır cezalar kesilmesine yol açıyor. Yine de gerçek bir değişiklik görmeye ömrümün yeteceğini sanmıyorum.

Neyse yine fazla dağınık bir yazı oldu. Bir-iki tavsiye ile kapatayım:
- Bugün yeni bir işe başlamış olsanız bile yeni iş fırsatlarını gözetlemeyi asla bırakmayın. Bu kendi değerinizin farkına varmanızı ve yıl sonunda enflasyonun altında zam teklifi aldığınızda aslında maaşınızın azaldığının farkına varmanıza yol açar, yani sağlığa faydalıdır :)
- Maaş pazarlığı yaparken, her zaman yüksekten başlayın ve tahmin edilen "maaş aralığının" üzerinde kalmaya ısrar edin. Karşınızdaki İK çalışanı her ne kadar "sizin seviyenizdeki bir çalışana bu maaşı maalesef veremiyoruz" geyiği yapsa da, gerçekte bunu çok da umursamıyor. Çünkü kendi cebinden değil, pozisyon için ayrılan bütçeden bahsediyor ve bu bütçe için sizin cebinize %10 daha fazla girmesi o kadar da önemli değil.