Almanya'da yaşamak, vesaire.. (Bölüm 2)

· by Gürkan · Read in about 4 min · (763 Words)





Evet, Hamburg'a taşınalı 1 yılı geçmiş. Biraz deneyimin ardından yeni bir yazı yazmak istedim. Kolaya kaçarak maddeler altında toplayacağım. Genel bir konu bütünlüğü yok. Gelmek isteyen veya ilgi duyanlar için ufak bilgiler sadece.

Dışarıdaki hayat

Tek kelimeyle rahat olarak özetleyebilirim. Kimsenin birbirine karışmadığı, insanların hoşgörülü olduğu, haftasonu şehrin içindeki sayısız korunmuş alandan birine gidip kuş sesleri eşliğinde kafa dinleyebildiğiniz (veya mangal yapabildiğiniz) bir ortam burası. Türkiye'de sayılı işyeri dışında pek bilinmeyen bir kavram olan iş/yaşam dengesindeki güzellikten tutun da, çalışan haklarına kadar çoğu konuda sizi sıkmayan bir memleket.

Muhtemelen her insanın gözüne batanlar farklı olacaktır, ancak aklıma gelen başlıca rahatsızlıklar:

  • Şehrin bazı bölgelerinin (özellikle gece hayatının yoğun olduğu mekanların) sürekli pis olması. Sanırım özgürlüğün beklenen bir yan etkisi bu. Gece 2'de kimse görmez diyerek içtiği biranın veya yediği çerezin kutusunu sokağa atan denyolar yüzünden görsel olarak dert.
  • Hizmet sektörü. Özellikle Türkiye gibi bir 'paran varsa herşey kolay' diyarından, eve internet bağlatmanın minimum 2 aylık bir süreç haline geldiği bir ülkeye geldiğinizi farkediyorsunuz. Bu da işçi haklarının bir etkisi sanırım, herkes rahat çalışıyor sonuçta.
  • Nadiren karşılaştığınız yaşlı Nazi amcalar. Bu tür denyolar da sudan bir bahaneyle (misal metro beklerken siyah saçlı insanların üzerine yürüyüp sonra yol vermediler diye) söyleniyorlar. Çok fazla problem olmuyor, ekseriyetle ezik tipler, iki adım çekilip, gözlerinin içine "hadi dayı Hitler bekliyor" imasıyla baktığınızda mırıldanarak uzaklaşıyorlar, acınası. Henüz genç versiyonuna denk gelmedim, aşırı yumruk yediklerinden ortalıkta görünmüyorlar sanırım.


Trafik

İlk girişimleri yapıp kayıt olmama rağmen, toplu taşımanın yeterliliğinden dolayı, halen ehliyet almak için sınava girmedim (çalışmayı erteliyorum bir sebeple). Bu aralar tekrar girişeceğim ama, fazla uzattım. Türkiye'deki ehliyetiniz burada oturum aldıktan sonra sadece 6 ay geçerli. Sonrasında araç kullanmak isterseniz Alman ehliyeti edinmeniz gerekiyor.

Dil

Bence Almanya'daki en büyük sıkıntı, dil konusu. Evet çalıştığım işyerinin dili İngilizce, sokakta da henüz büyük bir problem yaşamadım Almanca bilmediğim için (İngilizce bilmeyene denk gelirsem Türkçe konuşarak anlaşabiliyorum), ancak insan yaşadığı ülkenin dilini öğrenmek istiyor. Ne bileyim metroda anons geçildiğinde, bir yerde bir yazı okuduğunda anlamak için en azından.

Mevzu Almanca olunca bu pek kolay değil. Evet, biraz çabaladıktan sonra aradan kelimeleri yakalayıp ana temayı anlayabiliyorsunuz genelde. Ancak ardı ardına birkaç (düzgün) cümle kurmanız zor. Belki de İngilizce'deki he/she/it ayrımına benzer kavramları bile olmayan ve yapısal olarak büyük ölçüde farklı (sondan eklemeli) bir anadilim olduğundan kaynaklanıyordur. Nesnelerin cinsiyeti olması durumu, dativ-nominativ etkileri gibi beni isyan ettiren birtakım olaylar yüzünden bu dili konuşacak seviyede öğrenebilmek bana pek olası gelmiyor, zamanla artık. (Hele de yalnız gelmiyorsanız bu dil mevzusu daha önemli, haberiniz olsun.)

Vergiler

Devletlerin gözbebeği, olmazsa olmazı, maaşınızdan kesilen vergiler. Eşinizin çalışıp/çalışmaması ve kazandığı para, çocuk sayısı/yaşı gibi etkenler ödeyeceğiniz vergiyi önemli derecede etkiliyor. Maaşınızdaki başlıca kesintiler; zorunlu emeklilik, işsizlik sigortası, doğu Almanya ile birleşimden kalan antik vergiler, sağlık sigortasi vs.

Ayrıca her yıl, önceki yıl yaptığınız giderleri hesaplayıp, özellikle iş için yaptığınız ekstra harcamalar varsa (yol masrafı, evden çalışma vb.) bunların vergi iadesini alabiliyorsunuz. Tabi ki burada da vergi yasaları karmakarışık ve muhasebeciler genel olarak işgüzar. O yüzden yardımcı servisler kullanarak kendi işinizi kendiniz de halledebilirsiniz.

Kuzey etkisi

Bu konudan bahsetmeden geçmemek lazım. Bulunduğumuz enlemden dolayı, o hep bahsedilen "kutuplarda 6 ay gündüz" etkisini burada gayet açık olarak hissedebiliyoruz. Evet, yaz aylarında hava resmen adamakıllı kararmıyor. Kış aylarında da tam tersi, güneş göremiyorsunuz. Bu durumu özellikle daha da kuzeye gitmeyi düşünüyorsanız iyice düşünmeniz gerekiyor, malum biyolojik saatiniz için biraz problem olabilir. (Karşılaştırabilmeniz açısından İstanbul'un durumu.)

Geri dönüşüm

Her hane çöpünü ayrıştırıyor. Genelde 3 kategori var: Kağıt, ambalaj ve diğerleri. Tabi oturduğunuz semte ve apartmana bağlı olarak bunlar artabilir, bazıları organik çöpleri ayrı değerlendiriyor vs.

Bir de kullandığınız şişelerin depozitosu burada ciddi olay. Sadece alkol değil, plastik şişeler ve metallerde de iade mevcut. Çoğu markette bunları atıp paraya dönüştürebileceğiniz makineler var.

Bankalar

Bazı bankalar ortaçağdan kalma. Özellikle bölgesel olanların bazılarında internetten yapabileceğiniz işlemler bile kısıtlı. N26 ve Ing Diba gibi şubesiz bankacılık olayı yeni yeni popüler oluyor. Yine de yerleşik bankaların çoğu bazı durumlarda 'lütfen randevu alın' demeye bayılıyorlar.

AB sınırları içerisindeki para transferleri, ortak sistemleri olan SEPA sayesinde ülke içi gibi tasasız ve masrafsız. Ancak AB dışarısına para transferi dert. Artık Transferwise gibi bir servis mi kullanırsınız, AB merkezli bir banka mı bulursunuz, cebinize mi doldurursunuz bilemiyorum. Ben TR > AB yönündeki transferleri Cepteteb ile ücretsiz yapabildim, tersi daha zor.

Son söz

Şimdilik bu kadar. Senede bir yazı pek işe yaramasa da umarım birilerine fikir vermiştir.
Bu süreçte çevremde gelmek isteyenlere de yardımcı oldum elimden geldiğince. Aklınıza takılan bir konu olursa bana ulaşmanız yeterli, tabi bilişim sektörü dışında bilgim pek yok. Verebileceğim tek tavsiye, dünyaya 2. kez gelme gibi bir planınız yoksa boşu boşuna derdini çekmeden güvenli alanınızdan biraz fedakarlık edip bu tarafları bir denemeniz.