Almanya, ırkçılık ve aşırı sağ üzerine


 

 

Almanya’da1, özellikle göçmenlerin artışından sonra yabancı toleransında gözle görülür bir düşüş olduğu hissediliyor. Twitter’da bununla ilgili çok güzel bir soru denk geldi:

(Tweet'i Okuyamıyorsanız tıklayın...)

sorum almanya’ya son 10 yılda gelenlere: solingen, mölln, nsu, hanau gibi saldırılar/cinayetler ve devlet içindeki aşırı sağcı yapılanmalar hakkında ne düşünüyorsunuz? bunlar sizi almanya’daki hayata dair endişelendiriyor mu yoksa sizinle alakalı olmadığını mı düşünüyorsunuz?

Üzerine düşününce birkaç farklı açıdan yanıtlanabildiğini farkettim. Buraya not düşeyim.

“Benimle alakası yok” hissiyatı kısmen var. Bunun da öncelikli sebebi (zannedilen) sınıfsal fark. Misal: Hanau’da nargile kafeye dalıp (farklı kökenlerden) kimi denk getirebildiyse öldüren o saldırganın, neden yabancıların çalıştığı bir şirketi değil de nargile kafeyi seçtiğinden yola çıkabilirsiniz. Benzer bir örnek olarak: Bazı durumlarda sıfıra yakın Almancam ile “afedersiniz, Almancam iyi değil, şunu nasıl yapabilirim?” diye geveleyerek yardım istediğimde asılan suratlar ve çocuğunu azarlarcasına verilen yanıtları, aynı zamanda İngilizce giriş yapıp “afedersiniz, İngilizce biliyor musunuz?” dediğimde (karşı taraf İngilizce bilmese dahi) insan gibi yanıt aldığımı gayet bariz farkediyorum. Benzer kavramlar aslında: İngilizce giriş yaptığınız an sınıf atlıyorsunuz karşıdakinin gözünde.

Bir başka konu, bölgesel farklılıklar çok fazla. Örneğin NSU‘nun dokunduğu yerlerden biri olmasına rağmen (bkz. 2001 Süleyman Taşköprü cinayeti), Hamburg’da - en azından benim görebildiğim kadarıyla - böyle bir hava yok. Eyalet sol eğilimli2. Ancak doğu bölgelerinde bu endişenin artması oldukça doğal. Mültecilerin / yabancıların pek uğramadığı bir yer olmasına rağmen doğu eyaletleri yabancı karşıtlığının zirve yaptığı yerler.

Ancak asıl korkutucu olan bu saldırılar değil, Alman devletinden yayılan pis kokular. Daha doğrusu bile isteye takipsizlik. ABD’nin iliklerine kadar işlemiş olan “beyaz üstünlükçü” zihniyet gibi, Almanya’da da devlette bir “ya olmuş işte bişeyler” vurdumduymazlığı var. Misal aynı gün birisi İslamist diğeri aşırı-sağ iki terör eylemi gerçekleşse, hangisine daha çok odaklanılacağını ve didikleneceğini tahmin edebiliyorsunuz. Önyargılar da bununla aynı kefeye koyulabilir: Yukarıda bahsettiğim Süleyman Taşköprü cinayetinin ardından, soruşturma ilk etapta “acaba nasıl bir çeteye dahildi de, bunun kurbanı oldu” üzerine dönüyor bir süre. Benzer şekilde, yakınlarda sonlanan NSU davasının sonucunda “tamam ölen ölmüş, yakaladığımız 1 kişiyi de hapse atıyoruz, bu çeteyi de çökerttik” tarzında bir karar çıktı. Pek inandırıcı değil ve “aman bize faşist demesinler” korkusuyla üzeri örtülmüş olduğunun kokusu buram buram geliyor.

Almanya’ya taşınırken aklımın bir köşesinde Solingen3 yoktu desem yalan olur. Ancak bu ülkede ırkçılığın bugünkü birincil etkisinin “acaba bana bişey olur mu” korkusu yerine, günlük hayatta karşılaşılan ancak dillendirilemeyen sorunlar olduğunu düşünüyorum. Örnek vermek gerekirse: Türk olduğunu fark edince evini kiralamaktan vazgeçen tipler var halen. Açık açık yüzüne söyle(ye)mese dahi, saç rengin siyah olduğu için, - kültüre uyumlu birisi olduğunu kanıtlayana kadar - şüpheli gözüyle bakan fazlasıyla insan gördüm. Ama bunun çözümü var mı yok mu emin değilim. Çünkü bu gizli ırkçılığı (belki de istemsiz olarak) yapanların gözünde Almanya’ya taşınan bir İzlanda göçmeninden farklı olduğumu biliyorum. Kafalarında beni dahil ettikleri gruplar (Ortadoğulu, Müslüman vs.) bırak kültürel olarak asimile olmayı, çoğu durumda uyum sağlamayı bile reddetmeleri ve “ben neden değişiyorum, sen bana alış, bana saygı duy” düsturu ile hareket etmeleriyle meşhur.


  1. (Macaristan gibi Avrupa Birliği’ne muhtaç olmasına rağmen “tutmayın küçük enişteyi” havalarına girmiş ülkeler kadar olmasa da) ↩︎

  2. 2019 AB parlementosu Hamburg seçim sonuçları (Nazi sempatizanları genelde AfD’ye oy veriyor) ↩︎

  3. https://tr.wikipedia.org/wiki/Solingen_Facias%C4%B1 ↩︎