Perspektif



Sahilde biraz vakit geçirdim. Çoğu insan mutlu olur denizi görünce. Benim için sahil, geçici olmanın bir hatırlatıcısı.

Genelde gözüme deniz kabukları takılır. Geçip gitmiş canlıları zamanında saklayan minik evler. Artık kırılmış, kıyıya savrulmuşlar. Maddelerini döngüye dahil ederek, bilmemkaç yüz yıl sonra tekrar başka bir canlının kabuğunda var olacak kırıntılar. “Görevini yapmış” birer başarı hikayesi.

Dinlerin de çokça pompaladığı “sen var ya sen, çok önemlisin, kainattaki her şey senin için” mevzusu beni çok darlıyor. Bizi NPC zanneden insanlar yüzünden geliyor zaten çoğu şey başımıza.

En basitinden “günaydın” dememek günah olmadığı için duymuyorsunuz bu kelimeyi muhtemelen. Günah işlememek için yaşayan zombiler, ölümden sonra sonsuz sefaya hazırlanıyor. Sonsuzluğun ne demek olduğunu bile anlayamadan.


Dünyaya bakış açımı tanımlamak, mümkünse değiştirmek için sağa sola bakınıyorum bir süredir. Kafama yatan bir felsefe bulamadım henüz. En baştan, aşırı materyalist olduğumu belirtmem lazım tabi. Herhangi bir felsefede “iyi” veya nirvana-vari bir mutluluktan, ulaşılacak bir hedeften vs. bahsediliyorsa sarmıyor beni. Fizik konularını didikleyip evrenin nasıl işlediğinin öğrenmeye başladıkça, iyi-kötü kavramlarının bir anlamı olmadığının farkına vardım. Hayat dediğin şey, kontrol altına alınabilmiş angst‘dan öte bir cennet vaat etmemeli. Bu yüzden böyle kavramlar bana sadece suyu bulandırma çabası gibi geliyor.1

Ancak tamamen materyalist bir bakış, her ne kadar rahatsız edici de olsa, görecelilik kavramını getiriyor yanında. Yani:

Senin hayatın sonlandığı anda, senin için her şey bitecek.

Bu sebeple, geri kalanların olup olmaması seni ilgilendirmez. Artık olmayan vicdanını veya duygularını etkilemeyecek olan “sonrası” için herhangi bir söz hakkına da sahip değilsin zaten. Bu bağlamda biraz daha kısaltırsak:

Senin hayatın sonlandığı anda, her şey bitecek.


Bu da bahsedilen günah işlememek için yaşayan zombiye yaklaştırıyor seni.

Biraz daha yukarıdan bakalım. Şu sıra 8 milyara yakın insan olduğu sanılıyor. Rastgele bir insanı, Uruguay’da yaşayan bu kişiyi düşünün mesela. Birbirinize hatrı sayılır bir etkiniz olmadan kaybolacaksınız. Birbiriniz için mevcudiyetinizin bir önemi yok. Yani, görece olarak yoksunuz.

“Biraz” daha yukarıdan bakalım. Şu anki bakışımın temel taşlarından birisi, Hubble Deep Field (ve takip eden HUDF vb.) fotoğrafı.
Evrenin bir köşesinde, ağzımız ayrık şekilde etrafımıza bakıyoruz. Gördüğümüz o “uzak” galaksilerin içinden birileri de bize bakıyor olabilir, ve bu gerçek anlamda hiç bir şeyi değiştirmez. Çünkü birbirimize etki etme imkanı yok.


Tüm varlığımız görece.

O yüzden hayat çok da ciddiye alınacak bir durum değil. Bunaldığım zamanlarda bu geçici/görecelik aklıma geliyor ve kendimi ormanın derinliklerinde işini yapmya çalışan bir karınca gibi hissederek rahatlıyorum.





  1. Yine de bu tür felsefelerin püf noktasını anlayıp, aradığını bulanlara ne mutlu. ↩︎